Canip KARAKUŞ : AGSD Yönetim Kurulu Başkanı

Giyim başlangıçta, insanın örtünme iç güdüsü ile başlamış, daha sonra estetik unsurların da işin içine katılmasıyla vazgeçilmez bir ihtiyaç haline gelmiştir. Örtünmek kavramı insanoğlunun evrimi ile gelişmiş, gelişen insanoğlu örtünmenin ötesinde giyinmeye başlamıştır. Zaman içinde tarıma dayalı geleneksel toplumda üretim, evlerde el tezgahlarında yapılırken, endüstri devrimi, giysi üretimini kiüe halinde gerçekleştiren fabrikalara taşımıştır. Merkezlenen fabrikalar daha büyük miktarda giysinin, daha ucuza üretimini gerçekleştirmiştir. Özetle örtünme ihtiyacı ile başlayan serüven, günümüze tekstil endüstrisi olarak tezahür etmiştir. Temel ihtiyaçlardan olduğu için de bir muazzam bir gelişme göstermiştir. Türkiye de tekstil hammaddesi zenginliği ile kendine yeter bir örgütlenme için girmiş, hatta dünyada söz sahibi olmaya soyunmuştur. Ülkemizi dünyada iyi temsil eden başkent Ankara'nın tekstilcilerini bir araya getiren Ankara Giyim Sanayicileri Demeği (AGSD) Başkanı Canip Karakuş'la tekstili konuştuk.

Türkiye'de tekstile yön veren kuruluşlardan birinin başkanlığını sürdürüyorsunuz. Ankara Giyim Sanayicileri Derneği'nin (AGSD) kuruluş amacı ve faaliyet alanını anlatır mısınız?

Canip Karakuş: AGSD bir sivil toplum kuruluşu olarak üyelerinin sorunlarına çözüm bulmak sektörde yapılanları desteklemek ve yapılması gerekenleri belirlemek amacını benimsemiş ve bu amaçla hayat bulmuştur. Faaliyet alanı tekstil ve giyim sektöründeki her türlü üretim ve etkinliği kapsamaktadır.

Ankara'yı siyasetin yanı sıra "Modanın Başkenti" de yapacağınızı ifade ettiniz ve her faaliyetinizle bu ideale biraz daha yaklaştınız. Ancak İstanbul her koşulda ön plana taşınıyor. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?


C.K.: Başkentimiz Ankara, Ulu önder Atatürk'ün Türk ulusuna bir mirasıdır. Kurtuluş savaşının sonunda kazanılan bir simgedir. Siyaset ve bürokrasinin merkezidir. Ancak giderek gelişen bir sürecin sonucu olarak geçmişten gelen sosyal yaşantının izleriyle artık uluslararası bir moda başkenti olma yolunda hızla ilerlemektedir. İstanbul bir dünya kenti olmanın yanı sıra 15 milyonu assan nüfusuyla ayrı bir yere sahiptir. Öncelikle Türkiye'nin ihracat ve ithalat kapısıdır. Finans merkezi olarak da süratle gelişmektedir. Şehir, sanayi ile iç içe bir durumdadır. Bu nedenle moda konusunda da bazı avantajlar sağlamıştır. Bununla beraber Ankara'nın da bazı avantajları vardır. Önce iç piyasaya, Anadolu modasına hakim olmuş, daha sonra da dış piyasaya, dünyaya açılmıştır. "Başkent Moda Günleri" etkinliği Ankara'yı moda dünyasında marka olma yolunda hızla ilerletmektedir. Son iki etkinliğe Amerika'dan, Japonya'dan, İtalya, İspanya gibi daha pek çok yabancı ülkeden alıcılar gelmiş ve bağlantılar yapmıştır.

Tekstil sektörünün öncelikli sorununu ne olarak görüyorsunuz?

C.K.: Tekstil ve giyim sektörü de diğer sektörler gibi uygulanan ekonomik politikaların sonucu olarak nakit darlığı yaşamaktadır. Her üretici sektör payını düşürmemek, üretim azalması yaşamamak için canla başla çalışmaktadır. Tekstil üreticileri kar düşünmeden, "Nasıl ayakta dururum. Ben ve benimle birlikte üreten çalışma arkadaşlarım nasıl ekmek yeriz özverisiyle" üretmektedir. Oysa bu aşamada finans kurumları da özveride bulunup ucuz ve uzun vadeli üretim kredileriyle sektörleri desteklemelidirler. Ülkenin ayakta durması ekonomik olarak büyümesi ve zenginleşmesi döviz kazançlarının artmasıyla mümkündür. Üretip satacak, özellikle dış pazarlara açılıp rekabet edeceğiz. Daha fazla ihracat yapacağız ki üretim artsın ve beraberinde de sanayi büyüsün. Böylelikle yeni yatırımlara kapı açılsın. Sadece iç piyasaya endeksli üretim ve yatırımla bir yere varılmaz.

Girdi maliyetlerinin yüksekliği üretime sekte vurur, işvereni zora sokar, n yükler... Buna rağmen, sizler krizleri geride bırakarak yurtdışına açıldınız. Yurtdışı krizden çıkmak için bir araç mıydı yoksa iyi yönetilen bir kriz sonrası gerçekleşen yeni bir yatırım mı? C.K.: Biraz önce belirttiğim gibi dışa açıldığınızda yeni pazarlar keşfedersiniz. Bu, yeni yatırımlar ve üretim artışı anlamına gelir. Türk tekstil ve hazır giyimcisi bunun bilincindedir. Bu nedenle dünyanın öte tarafında bile pazar bulmuştur. İhraç edeceği bir çorap bir gömlek için diyar diyar dolaşmaktadır. Bu arayış beraberinde yeni pazarlar getirmekte yeni yatırımlara sebep olmaktadır.

Ara eleman yetişmemesi özellikle tekstilciler açısından büyük bir sorun teşkil ediyor. İstihdam sağlamak amacı ile yatınm yapıyorsunuz ancak istihdam edecek eleman bulamıyorsunuz. AGSD olarak bu konuda bir çalışmanız var mı?

C.K.: Ara eleman her sektörün sıkıntısı olduğu gibi, tekstil ve giyim sektörünün de öncelikli derdidir. Önce şunu belirteyim; Türkiye de işsizlik yok iş beğenmeyen çoktur. Zira meslekte ara eleman yetişmediğinden konuyla ilgisi olmayanlar da "Ne iş olsa yaparım abi!" mantığıyla işe başlamak istemektedirler. Başvurdukları işe dair bilgi birikimleri olmadığından da verilen ücreti ve işi beğenmemektedirler.. Oysa ileri sanayileşmiş ülkeler bu sorunu yıllar önce çözmüş. Örneğin Almanya, İngiltere gibi ülkelerde meslek okulları ara eleman yetiştirme konusunda ihtisas sahibi olmuştur. Eğitim sistemlerini buna göre kurmuşlar. Bizim meslek liselerimiz henüz bu olgunlukta eğitim veremiyor. Bu nedenle de talep bulamıyorlar. Gelişmiş ülkelerde vestiyerde görevlendirilecek eleman bile meslek okulundan mezun oluyor. Buna göre talep yaratıyor, işini bildiğinden ötürü de iyi ücret kazanıyor.

Küresel rekabetle birlikte piyasanın aktörleri sıklıkla değişiyor, dolayısıyla sektörler de bu değişimden etkileniyorlar. Tekstil sektöründe yaşanan kan kaybının önüne nasıl geçilebilir?

C.K.: Küresel rekabette, küresel piyasa ve pazar tekniklerini iyi bilmekle başarılı olunur. Bunun yolu çok üretimdir. Büyük düşünüp büyük üretimli büyük ölçekli tesislere sahip olmak gerekir. Çok üretim birim maliyeti düşürür. Dünya pazarlarına düşük maliyet ve yüksek kaliteyle girerseniz kazanmak kolaylaşır.

Yabancı sermaye girişi ülke adına sevindirici olsa da her zaman bir risk unsurudur. AVM'lerin sayısı hızla artışa da yerli üreticiler/markalar bu merkezlerde kendilerine yer edinemiyorlar. Dünya ölçeğinde yaşanan haksız rekabette belki koşullara biz yön veremiyoruz. Ancak kendi sınırlarımızda yaşanan bu haksız rekabete yönelik bir strateji mevcut mu?

C.K.: Bizim de kaliteli ucuz maliyetli üretimlerle yurt dışı perakende pazarlara girmemiz gerekir. Türk malını Türk markası olarak yabancı ülkelerin AVM'lerine caddelerine ve sokaklarına götürmemiz gerekir. Bu olgu yavaş yavaş başladı. Yakında daha da hızlanacağına inanıyorum.

Tekstil sektörü Türkiye için lokomotif olmaktan çıkıyor mu?

C.K.: Hayır.Tekstil ve giyim sektörü ekonominin lokomotif görevinden hiçbir zaman soyutlanmaz. Tarladaki pamuğun, gömlek, kazak, çorap olana kadar meşakkatli bir yolculuğu vardır. Bu uzun yolda, ekonomik pek çok alandaki üreticinin çorbada payı bulunmaktadır.

Türkiye ihracat yaptığı pazarlardaki payını kaybediyor. Küreselleşmenin yeni aktörleri bu pazarlarda hakim duruma geçiyorlar. Bu durumda Türkiye'nin öne çıkarması gereken avantajı nedir?

C.K.: Tek ve değişmez avantaj kaliteli ve ucuz üretimdir.

Sektörün üzerindeki yüklerden kurtulması için hangi yasal düzenlemelere ihtiyaç var?

C.K.: Önemli bir konu. Özellikle yatırımcı ve sanayicinin önünü açacak düzenlemelere gerek vardır. Sürekli ucuz ve kaliteli üretim dedik. Peki bu nasıl olacak? Vergiden işçi ücretlerine, kur politikasından ucuz ve uzun vadeli yatırım ve ihracat kredisine kadar yeni düzenlemelerle olur. Gerçek yatırımcı, sanayici, üretici hiçbir zaman beleş para peşinde değildir. "Önce ülkem, ülkemin insanı" diye düşünür. Bunu böyle bilmemiz gerekiyor.

Diğer Söyleşiler

when will stendra be available link http://moonlight.com.mk/?p=100009