Tüm Hayvanlar Eşittir, Ama Bazıları Daha Eşittir - George Orwell

Karaboğa Hukuk Bürosu  
Avukat Mahir Karaboğa

Röportaj: İrem Nurgül Durmuş

“Avukatlık, özen ve sorumluluk gerektiren bir meslek. Bu mesleği yaparken sadece hukuk bilgisine sahip olmak yeterli değil. Tüm hukuk kurallarını ezbere bilseniz dahi, sosyolojik, psikolojik, edebi ve felsefi bir bakış açısı olmadığı takdirde mesleği layıkıyla yapmak mümkün olmaz. Bir olayın irdelenmesinde sadece mevcut hukuk bilgileri ile yetinildiğinde yanılma oranı fazla. Avukatın yanıldığı oranla, meslek itibarının toplum gözünde düşmesi doğru orantılı” Bu sözler genç yaşında bölgede isim yapmış avukatlardan Mahir Karaboğa’ya ait.

 

Mardin’de entelektüel bakış açısıyla, bölgeye hâkim bilgisiyle ve fikirleriyle çalışmamıza değer katan Mahir Karaboğa ile kısa da bir söyleşi gerçekleştirdik:

Mardin’de yargının işleyişi nasıl?

Maalesef Mardin merkez ve ilçelerinde yeteri sayıda hâkim ve savcı bulunmadığından yargılama sürüncemede kalıyor. Yeni gelen hâkim dosyaya vakıf olup, dosyada karar aşamasına geldiğinde ataması çıkabiliyor. Bunun üzerine dosya tekrar hâkimini beklemek zorunda kalıyor. Tabi hal böyle olunca yargının geç işleyişinden biz avukatlar da olumsuz yönde etkileniyoruz. Davasının neden bu kadar uzun sürdüğünü soran müvekkile verecek cevap bulamıyoruz.

Bölgede bu kadar isim yapmış olmanıza karşın aslında çok genç, çiçeği burnunda bir avukatsınız. Mesleğe başladığınızda hayal kırıklıklarınız oldu mu?

Haklısınız, Mardin Merkez’de avukatlığımın 3. yılı henüz. Ve mesleğe başladığımda hayal kırıklığı yaşadığımı da itiraf edeyim. Çünkü hukuk fakültelerinde hocalarımızın üzerinde durduğu ideal hukuka maalesef uygulamada pek rastlanmıyor. Hâkim ve savcılar, gerçeği ortaya çıkartıp haklı veya haksızı bulup adilce hükmün verilmesinin amaçlanması gerekirken, aksine bir an önce duruşmanın bitirilmesi çabasındalar. Sadece bu sebeple ceza yargılamasında savcılar, dosyaya sunulan belgeye veya dinlenen tanığın beyanına karşı her zaman “okunan belgelere ve tanık beyanlarına bir diyeceğimiz yoktur” diyorlar. Oysa ki sunulan belgeye ve dinlenen tanığın beyanlarına karşı bir sürü şey denilmesi gerekirken, savcı hiçbir anlam ifade etmeyen “bir diyeceğimiz yoktur” kelimesini kullanıyor. Fakat o an sunulan belgeye ve dinlenen tanık beyanına bir diyeceği olmayan savcı mütalaada, sunulan belgeyi ve dinlenen tanık beyanını delil olarak gösterip mütalaayı veriyor. Bu da adaletin terazisinin dengede kalmasını güçsüzleştiriyor.

Sorun nasıl çözülür?

Atanan hâkim ve savcıların gittikleri yerlerde kendilerini misafir olarak görmemeleri gerekir. Bir hâkim ve savcının atandığı yerde en az 6 yıl kalma zorunluluğu olmalı. Hızlı bir şekilde yeni hâkim ve savcı sınavları açılması ve adayların alımlarına başlanması gerekiyor. Tabi burada yeni hâkim ve savcı adayları ile mevcut hâkim ve savcıların demokratik ve özgür düşünce yapısına sahip olması da çok önemli. Öncelikli olarak hâkim ve savcı lojmanlarının kaldırılıp hâkim ve savcıların toplum arasına karışması gerekiyor. Bir hakim ve savcı toplum arasına karıştığı ölçüde yargılamada empati kurabilir. Böyle bir düşünce ile gelişmiş hâkim ve savcıların her zaman duruşmada bir diyecekleri olur. Yasalarımız ne kadar demokratik ve özgürlükçü olursa olsun, uygulayıcıların demokratik ve özgür düşünceye sahip olmaması ve toplum içinde yaşamamaları halinde yine sıkıntılar olur. Yargıdaki sorun sadece demin söylediğim değil tabi, ama en temel sorun olduğunu düşünüyorum.

Yeni anayasa değişikliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yargı alanında yapılan değişiklikler çok önemliydi. Fakat daha uyum yasaları tam olarak çıkmadığından ve uygulamasına geçilmediğinden etkisini pek göremedik. Yapılan değişiklikler esnasında tepinenler çok oldu, ama darbe yargısının sonu kaçınılmazdı. Toplumda değişimler evrimle gerçekleşir. Değişim olgunlaşıp zamanı geldiğinde, hiçbir güç önünde duramaz. Ülkemiz de öyle bir süreçten geçti. Darbe yargısının ve uzantılarının demokratik ve özgürlükçü çağa karşı dirençleri sona erdi.

Son olarak bölgeyi ilgilendirdiğinden soruyorum, Demokratik Açılımı nasıl buluyorsunuz?

Biz insan olarak, haklar bakımından birbirimizi hazmedebilirsek hiçbir sorun kalmaz. Mardin’de bir Kürt, bir Süryani’yi veya bir Arap’ı veya bir Türk’ü hazmedebildiği için biz yıllardır burada sorunsuz yaşıyoruz. Burada karşılıklı bir hazmetme var. George Orwel’ın “Hayvan Çiftliği” adlı kitabında bahsettiği gibi, ‘tüm hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir’ mantığı ile hareket edildiğinde yaşam zorlaşıyor. Bu ülke sınırları içinde yaşayan her vatandaş haklar bakımından eşit olduğunda ve bunu bu şekilde kabul edip hazmettiğinde aslında en büyük açılımı gerçekleştirmiş oluruz. Bazı korkulardan ötürü kişiyi demokratik ve özgürlükçü haklarından yoksun bırakmak, kişiyi daha da isyancı bir ruha büründürür. Yapılacak tüm açılımlara bu şekilde yaklaşılsa aslında sorunun çok büyük olmadığı görülecek.   



Diğer Söyleşiler