Türk-Alman İşgücü Göçünün 50. Yıldönümü
Erhan ŞENGÜL
Uzman / Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı
31 Ekim 1961 Almanya’daki Türk toplumunun göç hikâyesinin başlangıcıdır. 2011 yılında yarım asırlık bir geçmişi geride bırakan bu olguyu, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman trajik, kimi zaman da başarı dolu hikâyeler süslemiştir. Göç eden vatandaşlarımızın birçoğu aynı hedefi paylaşmaktaydı; birkaç yıl çalışıp, para biriktirmek ve o parayla memleketlerinde daha iyi bir düzen kurmayı düşünmekteydiler.
İstanbul Sirkeci Tren Garından davul zurnayla yolcu ettiğimiz ilk vatandaşlarımızı Almanya’da bandolarla karşıladılar. Ellerinde tahta bavullarla Almanya’ya ayak basan ilk Türk işçilerin samimi bir şekilde karşılanmaları, aynı zamanda meşakkatli bir sürecin başlangıcının da habercisiydi. Daha çok kırsal bölgelerden göç eden vatandaşlarımızın eğitim seviyelerinin düşük olması, aslında daha ilk günden itibaren birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Başta dil sorunu olmak üzere, haklarını arayamamaları, dertlerini tam olarak ifade edememeleri günlük yaşamlarında büyük problemlere yol açmaktaydı.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Alman ekonomisin hızlı bir şekilde büyümesi ve buna paralel olarak da yeterli işgücü olmamasından dolayı ülkede işçi açığı ortaya çıkmıştır. Alman politikacılar bu sorunu yurt dışından işçi getirerek çözmeyi amaçlamışlardır. Bu düşünceyle Almanya ilk işgücü anlaşmasını İtalya ile (1955), daha sonra İspanya , Yunanistan (1960) ve Türkiye (1961) ile imzalamıştır. Türkiye’den işçi alımının en önemli nedenlerinden biri, Doğu Almanya’nın 13 Ağustos 1961’ de Berlin Duvarının inşaatına başlamasıdır. Bu nedenle Batı ve Doğu Almanya arasında geçişlerin bir anda durması var olan işçi sıkıntısının daha da önemli boyutlara ulaşmasına neden olmuştur. Almanlar ülkelerine çalışmak üzere gelen insanları sadece geçici işçi olarak gördükleri için, Alman toplumunda Türkler misafir işçi (Gastarbeiter) olarak adlandırılmıştır. Bu düşünce çerçevesinde müzakerelerde, Türk işçilerinin Almanya’da sadece iki yıl süreyle kalmaları ve çalışmaları öngörülmüş, daha sonra yeni gelecek işçiler ile yer değiştirmeleri hedeflenmişti (Rotasyonmodel).
Fakat uygulanmak istenen bu strateji gerçekleşmemiş ve Alman işadamlarının istekleriyle 1964 yılında bu madde iptal edilip, Türk işçilerin Almanya’da daha uzun kalmalarının önü açılmıştır. Bu süreçte Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının sayıları düzenli bir şekilde artmıştır. İstatistiki verilere göre 1961 yılında yalnızca 6.800 Türk vatandaşı Almanya’da ikamet etmekte iken, bu rakam 1971 yılında hızlı bir şekilde 652.000’e ulaşmıştır . Beklenmedik bir şekilde gerçekleşen yoğun göç, Almanları farklı kararlar alma noktasına getirmiştir. Hem göç rakamlarındaki hızlı artış, hem de dünyadaki olumsuz ekonomik değişimler (1973 deki ekonomik bunalım), 23 Kasım 1973 yılında Federal Almanya’nın işgücü göçünü resmen durdurmasına neden olmuştur (Anwerbestopp). Türk misafir işçilerinin yüzde 70’i ülkeye 1970-1973 yılları arasında gelmiştir. 1955-1973 yılları arasında ise Almanya’ya toplam 14 Milyon yabancı gelmiş ve aynı dönemde 11 Milyon yabancı ülkelerine tekrar geri dönmüştür.
Almanya’nın işgücü göçünü durdurma kararı, çalışma amacıyla gelmek isteyen Türk vatandaşlarının önünü bu dönem itibarıyla kapatmıştır. Ancak aile birleşimi hakkından yararlanan mevcut göçmenler, aile fertlerini Almanya’ya alarak bu ülkedeki Türk nüfusun artışının devam etmesini sağlamışlardır. Bu haktan yararlanan bölünmüş olan aileler tekrar birleşmeye başlamış ve Türklerin artık bu ülkede daha uzun kalacaklarının ilk sinyalleri verilmiştir. 1981 yılı itibarıyla Almanya’daki Türk Nüfusu 1.998.534’e ulaşmış ve bu nüfusun 37% si Almanya’da doğmuştur. Artık bu ülkelerde doğan ve yetişen bir üçüncü kuşak olgusu meydana gelmiştir. Bu kuşak diğerlerinden farklı bir bağla bulundukları ülkelere bağlandıklarından Türk toplumunun Almanya’daki konumu farklı bir boyuta taşınmıştır. Türkler bu gelişmeler neticesinde sosyal ve dini ihtiyaçlarını gidermek için, dernekler kurmaya başlamışlardır.
Nüfusun bu derecede artması Alman makamlarını göç konusunda yeni stratejiler geliştirmeye yöneltmiş ve 1981 yılında Türkiye’ye yurda dönüşü teşvik uygulaması gibi bir çalışmaya sevk etmiştir. Bu düşüncenin temelleri her ne kadar Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Liberal Parti (FDP) koalisyonunda atıldıysa da, uygulama Hristiyan Demokrat Parti (CDU/CSU) ve Liberal Parti (FDP) Koalisyonu öncülüğünde gerçekleşmiştir. Bu düşünce ile ülkelerine geri dönen yabancılara "geri dönüş primi" adı altında emekli sandığına ödenen meblağların iadesi ile geri dönüş teşvik edilmiş olacaktı.
Ancak uygulanan bu stratejiler Türk nüfusunun değişiminde herhangi bir rol oynamamıştır. Teşvik primi alarak geri dönenler olmasına rağmen, Türk nüfusunun demografik yapısı artık Alman nüfusunun demografik yapısına benzer özellikler göstermekteydi. 60’lı yıllarda daha çok tek yaşayan erkek profiline sahip olan misafir işçi nüfusu, süreç içerisinde aile birleşimiyle ülkeye gelen eşler ve çocuklarla birlikte Alman toplumunun aile yapısına yakın bir duruma gelmiştir. Bu gelişmeler neticesinde, vatandaşlarımızın ülkelerine geri dönmeleri daha uzun bir sürece yayılmakta ve nüfus düzenli bir şekilde artmaktaydı.
• Aile birleşimi kapsamında Türkiye’den yeni göçlerin olması
• Çocukların eğitim durumları göz önünde bulundurularak Türkiye’ye ilk etapta geri dönmek istememeleri gösterilmektedir.
Alman İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 2006 yılı sonunda Federal Almanya’da toplam 6,75 Milyon yabancı yaşamakta ve Türkler 1.739 Milyon nüfus ile yabancılar arasındaki en büyük grubu oluşturmaktaydı. Bu istatistik çifte vatandaş ya da Alman vatandaşı olan Türkleri içermemektedir.
Bugün Federal Almanya’nın demografik yapısında gelinen nokta ise ayrı boyut kazanmıştır. Buna göre; Almanya’da yabancı sayısı 15,6 Milyona ulaşmış olup toplumun yüzde 20’ si yabancı uyruklu insanlardan oluşmaktadır . Bu demektir ki her beş vatandaştan biri ya yabancı, ya da köken olarak yabancı uyrukludur. Türkler, yabancılar arasında en büyük orana sahip grup durumundadır. Bugün itibariyle Almanya’nın nüfusunun yüzde 3,4’ü Türklerden oluşmaktadır . 2,8 milyon Türkün yaklaşık yarısı Almanya’da doğmuştur. Bu rakamlar, artık Almanya’daki Türklerin misafir işçi statüsünden yerleşik konuma geçtiklerine dair bir kanıttır. Almanya Türkleri yarım asırlık göç sürecinden sonra artık toplumun bütün kademelerinde roller üstlenerek, ülkenin vazgeçilmez bir parçası haline gelmişlerdir.
İstihdam ve Ekonomi
Birinci kuşak Türk göçmenler istisnaları olmakla birlikte herhangi bir mesleki eğitimleri olmayan, kalifiye işgücü gerektirmeyen işgücü açığını kapatmak için memleketlerini terk edip Almanya’ya göç eden kişilerden oluşmuştur.
Dünyadaki teknolojik değişimin sonucu olarak, daha çok teknik ve meslek eğitimi gerektiren istihdam alanları açılması ve küresel ekonominin olumsuz gelişmelerine paralel olarak işsizlik her ülkede olduğu gibi Almanya’da belli değişimleri gerekli kılmıştır. Üretime dayalı bir ekonomik sisteme sahip olan ülkenin, üretim maliyetini azaltmak için tesislerini insan gücü gerektirmeyen otomasyon sistemine geçirmesi vasıfsız işgücüne olan ihtiyacı azaltmıştır.
Bugünün Almanya’sında Türklerin en önemli sorunlarının başında işsizlik gelmektedir. 80.357 erkek, 65.523 kadın olmak üzere toplam 145.880 işsiz Türk vardır. En yüksek sayıda işsizlik 25-50 yaş grubu arasındadır (111.161). Ülkede yaşayan işsiz yabancıların sayısı toplam 462.046’dır. Türkler maalesef yabancılar arasında işsizlik oranı 31,6% ile en yüksek olan grubu oluşturmaktadır.
Bu olumsuz tabloya rağmen ekonomik alanda olumlu gelişmeler de mevcuttur. Türk firmaların Almanya’daki yatırımları 8 Milyar Avrodur. 50 yıllık süreç içerisinde şu anda gelinen noktada Türk işverenlerin sayısı 75.000’e ulaşmıştır. Türk işletmelerinin sağlamış olduğu istihdam 360.000 kişi olmakla beraber, bu işletmelerin yıllık cirosu 33 Milyar Avrodur. Hizmet sektöründen, sanayi üretimine kadar birçok alanda başaralı Türk işletmeleri mevcuttur. 50 yıl önce misafir işçi olarak Almanya’ya çalışmaya giden Türkler bugün itibariyle artık Alman toplumunda göçmen (Migrant) olarak adlandırılmaktadır. Elbette bu süreç çok sıkıntılı ve zor geçmiştir. Günlük hayatlarında ne kadar ayrımcılığa uğramış olsalar da toplumun farklı katmanlarında katılım mücadelesi vermektedirler. Zaman zaman ırkçı saldırılara da maruz kalan insanlarımız aslında pek de kolay olmayan bir süreçten geçmişlerdir. Zihnimize kazılan ve yüreklerimizde acı bir iz bırakan ‘’Solingen’’ ve ‘’Möln’’ faciaları aklımıza ilk gelen tatsız hadiselerdir. Buralarda vatandaşlarımızın kundaklama sonucunda yanarak can vermeleri tarih kitaplarında her zaman hüzün ve acıyla anılacaktır.
Gelinen bu nokta itibari ile Almanya’da yaşayan Türklerin temel sorunları üç başlıkta toplanabilir:
• İşsizlik
• Eğitim ile ilgili yaşanan sorunlar
• Ayrımcılık
Son yıllarda Türkiye’den Almanya’ya göç rakamlarında azalma gözlenmektedir. Başta akademisyenler olmak üzere Türkiye’ye geri dönenlerin sayısı son yıllarda yükselişe geçmiştir. Aynı şekilde Alman vatandaşlığına geçiş de cazibesini yitirmektedir. Bunun nedeni Alman vatandaşlığına geçenlerin hala ayrımcılığa maruz kalmaları ve vatandaşlıklarının ancak kâğıt üzerinde kalmasıdır. Diğer önemli neden ise çifte vatandaşlığın kaldırılmasıdır. Daha önce çifte vatandaşlık yürürlükte olup, 2000 yılından sonra Alman vatandaşlığına geçenler için, bu uygulamanın kaldırılması Türkler arasında tepki uyandırmaktadır.
Göçün 50. yılında Almanya’da Türkler artık dördüncü nesilleri ile varlıklarını devam ettirmektedirler. 50 yıl sonra gelinen nokta itibarı ile bu ülkede yaşayan vatandaşlarımızın birçok sorunu mevcuttur. Ancak diğer taraftan Türkler bu ülkede birçok alanda faaliyet göstermektedirler. Alman ekonomisine büyük katkıları olan iş adamları, eyalet ve ülke düzeyinde aktif rol alan siyasiler, sinema dünyasındaki Türk sanatçılar ve sporun öne çıkardığı başarılı gençler kendilerini kanıtlayarak günümüz Almanya’sının Türk toplumunu oluşturmaktadırlar. Bu başarılı örneklerin artması ve her iki ülkenin göstereceği çabalar önümüzdeki 50 yılda Almanya’daki Türklerin geleceklerinde belirleyici rol oynayacaktır..




















