Sorumlu Kredilendirme ve Yaşanan Global Ekonomik Kriz

Doç. Dr. M. Hasan EKEN
Doç. Dr. M. Hasan EKEN
Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi

ABD’de tüketici kesim iflas etmiştir, kalesi düşmüştür. Aşırı borçluluk nedeniyle tüketiciler kıpırdayamamakta ve bu nedenle ABD’de tüketim azalmaktadır. Azalan tüketim nedeniyle ABD’de resesyon tehlikesi had safhaya çıkmıştır

Finansal sektörün kredilendirdiği üç kesim bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla kamu kesimi, reel kesim ve tüketici kesimidir. Bu üç kesim içerisinde, finansal açıdan asgari düzeyde yetkinlik ve bilgiye sahip olan kesim tüketici kesimdir.

Zira, devletin borçlanmasını idare eden ve çok sayıda uzman personelin çalıştığı büyük ölçekli birimleri bulunurken, reel kesimin de finansman faaliyetlerini idare etmek üzere istihdam ettikleri uzman personeli bulunmaktadır. Dolayısıyla, her iki kesimin finansal sektör ile kurulacak bir borç ilişkisinde, bu ilişkiden kaynaklanacak borcun anapara ve faiz ödemeleri ile ortaya çıkabilecek kredi riski, faiz riski, kur riski gibi riskleri yönetebilecekleri varsayılmaktadır.

Ancak, konut kredisi, taşıt kredisi gibi tüketici kredilerinin yanı sıra evlilik kredisi, ihtiyaç kredisi vs. kredileri kullanarak finansal sektör ile borç ilşikisi kuran tüketicilerin neredeyse tamamının bu borç ilişkisinden kaynaklanan ödeme ve riskleri yönetebilme yetkinlikleri bulunmamaktadır. Bu nedenle, bu kesim finansal riskler karşısında en kırılgan kesim olarak değerlendirilmektedir.

Bu çerçevede, tüketicilerle kredi ilişkisi içerisine giren finansal sektörden, kredi kullanmak isteyen tüketicilere, kullanacakları kredi nedeniyle aldıkları risk ve yükümlülükler hakkında detaylı bir bilgilendirme yapılması beklenmektedir. Hatta, tüketicilere taşıyabileceklerinden fazla kredi kullanmamaları ve yönetemeyecekleri finansal riskleri taşımaktan kaçınmaları tavsiyesinde bulunarak onlara bir tür finansal danışmanlık hizmeti vermeleri oldukça yararlı olacaktır.

Böyle bir davranış biçimi beraberinde “sorumlu kredilendirme” (responsible lending) davranışını da getirecektir. Bu şekilde, tüketiciler finansal risklerden korunarak, almış oldukları kredilerin anapara ve faizlerini zorlanmadan ödemeleri sağlanmış olacaktır. Böylece hem tüketiciler ve hem de finansal sektör risklerden korunmuş olacaktır.

Peki finansal sektör böyle bir sorumlu kredilendirme faaliyetinde bulunuyormu? Bunun cevabı oldukça tartışmalıdır. Günümüzde yaşanan ABD kaynaklı mortgage krizine baktığımızda, tüketicilere verilen kredilerde “sorumlu kredilendirme” kavramının neredeyse bütünüyle göz ardı edildiği görülmektedir. Yani, kredibilitesi olan olmayan, hatta marjinal tüketicilere dahi taşıyabileceklerinin çok üzerinde kredi verilerek kredi riski, değişken faizli kredi verilerek te bu kredi riskinin faiz riski nedeniyle katlanarak artmasına neden olunmuştur.

Sonuç; ABD’de tüketiciler aldıkları konut kredilerini ödeyemez hale gelmiştir. Ödenemeyen bu konut kredileri nedeniyle ortalıkta konuşulan finansal kesim zararı yüz milyar dolarlar seviyesinde bulunmaktadır. Bunun anlamı şudur ABD’de tüketici kesim iflas etmiştir, kalesi düşmüştür. Aşırı borçluluk nedeniyle tüketiciler kıpırdayamamakta ve bu nedenle ABD’de tüketim azalmaktadır. Diğer bir ifadeyle azalan tüketim nedeniyle ABD’de resesyon tehlikesi had safhaya çıkmıştır. Bu gelişmeler nedeniyle diğer ülke ekonomileri de sıkıntılı bir sürece girmiştir. ABD’de yaşanacak bir durgunluğun diğer ülkelerin ekonomilerinde de bir küçülmeye neden olacağı korkusu tüm dünya borsalarında ve finansal piyasalarda belirgin bir şekilde hissedilmektedir.

Bu sorunun çözümü için yapılan yüz milyar dolarlık likidite enjeksiyonları sadece kısa süreli bir etki yapmakta ve sorunu çözüme götürmemektedir. Sorunun çözümü tüketicilerin donuklaşmış konut ya da mortgage kredilerinin yeniden akışkanlığa kavuşturulmasıyla sağlanabilecektir. “Sorumlu kredilendirme” prensibi gözardı edilerek verilen kredilerin neden olduğu zarar ve onun neden olduğu global ekonomik krizden tüketicilerin sorumlu olması beklenemez. Sorumlu bizzat bu kredileri veren finansal kuruluşlardır. Bedelin ödenmesi ile bu krediler likit hale gelebilecektir. Onun ötesinde, FED faiz indirimleri gibi sorunun etrafında gezinen hareketler çözüm getirmez. Bu tip yararsız müdahalelerin ötesine geçilmemesi halinde, sorunun 2008 yılı içerisinde daha da derinleşmesi kaçınılmaz olacaktır.Bu gelişmelerden Türkiye’nin etkilenmesi kaçınılmazdır. Bu çerçevede her kesimin “sorumlu” davranarak kendisini yaşanan bu global krizden koruması belki de Türkiye’nin krizi en az hasarla atlatmasını sağlayacaktır.