Küçülmek Güzeldir Serge Latouche
Hakan AKIN
İZGÖRENAKIN Dış Ticaret Danışmanı
Newsweek Dergisi'nin 176. sayısında, dergi yazarlarından Aslı Ulusoy-Pannuti'nin, Paris II Üniversitesi öğretim üyelerinden Fransız Ekonomist; Serge Latouche ile gerçekleştirdiği bir söyleşi yayınlandı. İşlenen konu, oldukça ilgimi çekti. Sizlerin de ilginizi çekeceğini düşünerek, bu ay ki yazımı, bahsettiğim söyleşide değinilen “Décroissance” (tam karşılığı olmasa da, Türkçe ifade ile “Küçülme”) konusuna ayırmaya karar verdim.
dünyada maddi üretimin azaltılmasını savunan bir ideoloji. Latouche söyleşide; bu savı bir adım daha ileri taşıyarak, dünyada küçülme gerçekleşmeden yaşanan ekonomik ve finansal krizlerin önüne geçilemeyeceğini belirtiyor. İlk bakışta, dünyada daha önce yaşanan “fastfood” yemek alışkanlığına karşı gelişen “yavaş yemek” akımı ve bu akımdan etkilenerek gelişen şehirlerin genel olarak her bakımdan büyümesine ve kirlenmesine karşı duran “yavaş şehir” (Ülkemizden Seferihisar, “yavaş şehir” olarak kabul edilmiştir) akımlarına benzer bir oluşum gibi görülen ideoloji, aslında 40 yıl önceye dayanıyor. Dünyada küçülmenin fikir babası; Nicholas Gerogescu Roegen. 1971'de “Th e Entropy Law and the Economic Process” (Entropi Kanunu ve Ekonomik Süreç) isimli en önemli eserini yayınladı. Aynı dönemde kurulmuş olan (1968) Roma Kulübü, 1972'de dünya nüfusunun hızlı büyümesi ve sonlu kaynaklar üstündeki etkisini modelleyen “Limits to Growth” (Büyümenin Sınırları) isimli bir çalışma ile Roegen'in ideolojisine destek vermiş oldu. Burada söyleşisinden alıntılar yapacağım Serge Latouche ise ideolojinin günümüzdeki savunucularından.
“Sürekli büyüme adına çok büyük bir israfa başladık. Her yıl 150 milyon bilgisayar çöpü üçüncü dünya ülkelerine gönderiliyor. Buzdolabı, televizyon, cep telefonu çöplerinden söz etmiyorum bile! Şu anda İtalyan kaynak suyu San Pellegrino'yu Fransa'ya, Fransız kaynak suyu Evian'ı İtalya'ya götürmek için her gün 10 bin kamyon, İtalya ve Fransa yönünde Alpleri aşıyor. Yabancı etiketli bir kaynak suyuna illaki ihtiyaç varmış gibi... Ya da Fransa'nın patatesinin İtalya'ya cips fabrikasına yollanması, hem petrol, hem de işgücü israfından başka bir şey değil. Halbuki, bütün bunlar yerel olarak üretilip, yerel ihtiyaçlar doğrultusunda piyasaya sunulsa, hem fi yatlar düşecek, hem de çevreye verilen zarar azalacak.”
Latouche, aslında yukarıdaki sözleri ile 21. yüzyılda takip edilen ve benimsenen, finansal ve ekonomik ideolojilerin neredeyse tamamına karşı geliyor. Büyüme, serbest ekonomi, dış ticaretin arttırılması, rekabet ve globalleşme. İlk bakışta tüm ezberimizi bozacak nitelikte sözler... Peki, gelir düzeyinin yükseltilmesi, sanayileşme, nüfus artışı ve işsizliğin azaltılması... Bunlar ne olacak?
İlginç olan, dünyada son 10 yıl içerisinde yaşanan ekonomik ve finansal krizlerin tamamının, Latouche'un ve ideolojinin karşı durduğu büyüme hevesinden veya büyümenin doğru yönetilememesinden kaynaklandığı. Amerika Birleşik Devletleri'nde patlayan ve yavaş yavaş tüm Batılı ülkelere yayılan krizin sebebi; mortgage kredileri, yani “yeni bir ev almalıyım”. Veya 2007-2008 otomotiv sektöründe yaşanan kriz. Amerikalıların mevcut otomobillerini, ithal otomobiller ile değiştirme sevdası ve yerli üretimin bundan büyük zarar görmesi. Bence küçülmeden son yıllarda sıkça söz edilmesinin ve üzerinde dahaf azla tartışılıyor olmasının sebebi; büyüme amaçlı veya büyümenin bir sonucu ortaya çıkan krizler. Aslında fikirlerinin çoğuna katıldığımı da belirtmek zorundayım. Kullanılabilecek eşyaların modası
geçtiği için çöpe atılması, kullandığımız aletlerin çoğunun kısa sürede bozulmaya planlanmış olması (Gerçekten yeni aldığımız ürünlerinin çoğunun garanti süresi bir yılda doluyor). Bu noktada karşı tez, belki “ürün bozulacak veya yenisi çıkacak ki, insanlar satın alacak. Bu da, istihdamı ve büyümeyi getirecektir” diyecektir. Acaba üretim daha kaliteli olsa, ürünler uzun süre dayansa, istihdam ise işinin ehli teknik servislerin kurulmasıyla ve geliştirilmesiyle gerçekleştirilmeye çalışılsa... Olabilir mi? “İkinci el” ürünlerin alım-satımı özendirilebilir mi? Ülkemizde olmasa da bugün Amerika Kıtası'nda ve de Kuzey Afrika'da, hiç de azımsanmayacak derecede ikinci el ticareti mevcuttur. Bu ticaret, özellikle giyim eşyalarında görülüyor. Ciddi bir gelir ve istihdam yaratılmış durumda. En önemlisi de, enerji tüketimi yapmadan, çevreyi kirletmeden...
Mesela işsizliği ele alalım... Tüm dünyada işsizliğin ana sebebi; yeterli iş alanının olmaması ve istihdam yaratılamaması olarak bilinir. Bu nedenle de teşvikler verilir, ülkeler yurtdışından yabancı yatırımcılar bekler, personel giderlerinin işveren üzerindeki yükü azaltılmaya çalışılır vs. Ülkemizde, şubat 2010 verilerine göre işsizlik %15 civarında. Bazı kaynaklar ise bu oranın aslında %30'a yakın olduğunu söylüyor.
“.... Projemiz az çalışıp var olan işi paylaşmaktan yana. Oysa bugün, milyonlarca işsizin yanında, aşırı çalışan insanlar var.”
Bu durum ülkemizde de görülüyor. Haftalık çalışma saatlerinin üzerinde çalışan işçiler ve memurlar, hatta işverenler var. Peki, bu işler paylaştırılamaz mı? Küçülme ideolojisinin ana savlarından biri de bu. Yani aşırı istihdamın görüldüğü yerlerde, istihdamın uygun şekilde paylaştırılması. Bir başka görüş de; Lester Brown'ın “Eko-ekonomi” kitabında değindiği “yeşil” işler. Yani doğayla dost olarak yapılabilecek işler.
ile enerji üretimi, organik tarım ve yeniden ormanlandırma. İstihdam ve büyüme ilişkisinde, Latouche'un bir diğer önerisi ise “Asgari ücret yerine tavan ücret belirlemek”. Bugün, Türkiye'de bazı şirketlerde şirket içi ücret politikasının bir sonucu olarak ve ücret dengesini sağlayabilmek için halen uygulanmakta olan bu görüş, bazı insan kaynakları uzmanları tarafından doğru bulunmamakla beraber, pratikte – özellikle şirket içi sosyal ilişkilerin daha sıkı yaşandığı Anadolu'daki işletmelerde– faydalı bir uygulama olarak karşımıza çıkmakta. Elbette ki, Latouche'un buradaki amacı; çalışanları para ile motive etmekten kaçınılması, tüketimi mümkün olduğunca azaltabilmek, hırsı köreltebilmek. Üzerinde çok tartışılacak bir başka küçülme fikri.
Latouche, insanları tüketmeye ikna etmenin çok zor olduğunu ve de bunun ancak bir beyin yıkama ile gerçekleştirilebildiğini, şimdi aynı şeyin aksi yönde bir beyin yıkama ile olabileceği sözleri ile söyleşiyi bitiriyor. Bence bu defa iş biraz zor. Çünkü, yapılan araştırmalar, alışveriş yapan insanların kendilerini çok daha mutlu hissettiğini, paranın; çalışanlar arasında en önemli motivasyon kaynağı olduğunu (her ne kadar insan kaynakları uzmanları ve yönetim koçları tarafından başka faktörler ön plana çıkarılmaya çalışılsa da), lüks tüketim tutkusunun, toplumların her kesiminde (imkanı olan olmayan) giderek yayıldığı ve lüks tüketimin toplumda bir sınıf üstünlüğü olarak algılandığını gösteriyor. Bunların tümü, insanların bugün için hayatlarının amacı haline gelmiş durumda.
Hepimiz yakından takip ettik: Yunanistan'da yaşanan son krizin sebebi olarak Yunanlı idareciler tarafından söylenen; “Toplumsal olarak plansız aşırı tüketim”. Başka sebepleri de olabilir. Ancak ilk dile getirilen sebep buydu. Bu yüzden, eğer küçülme doğru olansa, dünyadaki krizleri küçülme engelleyecekse, insanlar küçülme ile daha mutlu olacaklarsa, o zaman “Üç ayda bir cep telefonunu değiştiren (ülkemizde cep telefonu değiştirme sıklığı) insanlara telefonunu pili bitene hatta pilini yenileyerek 3-5 kullan, garanti süresi bitince otomobilini değiştirenlere otomobilini 15 yıl kullan ve çocuğuna bırak, her gün yeni modeli piyasaya çıkan televizyonunu 10 yıl kullan” dememiz (diyebilmemiz) gerekecek.
Bu ideoloji, doğal olarak başta insanları mutsuz edecek, motivasyonlarını düşürecek, hatta sanki ellerinden yaşam hedefleri alınmış gibi olacak. İşte o noktada, tüm bu boşlukları dolduracak ve insanları motive edecek olan yeni hedeflerin konulması, insanlığın ana görevlerinden olacak.
Son olarak, Latouche'un söyleşisinden aldığım bazı önerileri bu ideolojinin ufak bir reçetesi şeklinde aşağıda sunuyorum:
* Gereksiz tüketim yapmayın.
* İkinci el ürünleri satın almaktan kaçınmayın.
* Tamircilik sektörünü geliştirin.
* Geri dönüşüme önem verin.
* 'Yeşil işler' (doğayla dost) geliştirin.
* Önce ülke kaynaklarına yönelin.
* 'Çok' çalışmayın, işi paylaşın.
* Asgari değil önce 'tavan' ücret belirleyin.
* Kendinize ve yaşamaya zaman ayırın.
* Sanayi ve nükleer enerji üzerindeki vergileri arttırın.




















