Hayatta ve Akılda Kalmak İçin Markalaşma

Şeref SONGÖR
Şeref SONGÖR
İş Adamı

Biliyoruz ki, bir ülkede markalaşma olmazsa üretim olmaz, üretimin olmadığı bir ekonomi gelişmez, dışa bağımlılık bitmez ve ülke bir değer olmaktan çıkar.

Günümüz iş dünyasında bir firmanın kalıcı olması, kendine yer edinmesinin yolu markalaşmaktan geçmektedir. Markalaşma, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülke firmalarının dünya pazarlarında yer sahibi olmaları ve ticaret hacmini arttırmaları bakımından çok önemli bir unsur haline gelmiştir. Pek çok firma markalaşmak için yüksek reklam giderlerini göze almakta, piyasada isimlerini marka haline getirmeye yönelik girişimlerde bulunmaktadır.

Markalaşma zihinde firmanın ve ürünün yer etmesini, farklılığı yakalamayı, rekabet üstünlüğü yaratmayı sağlar. Müşterinin tanıdığı marka, aklında yer etmiş olandır. Müşteri akılda yer eden marka ile duygusal bir bağ da kurmuştur.

Marka, tüketici ile ilişkisi ölçüsünde var olduğundan, müşteri odaklılığı ön planda tutar. Müşteri odaklılığına yönelen marka yönetimi, müşteri beklentilerine göre ürünleri ve hizmetleri şekillendirir veya ürünler ortaya çıkarır.

Perakendede yaşadığımız sorunların temel kaynakları üretim ve markalaşmamadır. Ülkemizdeki perakendeci ve üreticilerin organize olamaması, planlı gelişememesi ve marka-laşamaması uluslar arası perakendecilerin ülkemizdeki etkilerini daha da arttırmalarına neden olmaktadır.

Biliyoruz ki üretim ve pazarlamanın organize olamadığı bir sektörde perakendecilik de organize olamaz.

Dünyanın büyük küresel markalarının toplam 2 trilyon doların üzerinde değere sahip olduğunu gördüğümüzde, markanın değer olarak ne ifade ettiğini ve markalaşmanın önemini daha iyi anlayabiliriz.

Marka değeri sıralaması açısından ilk 250 şirket arasında, 117 Amerikan, 98 Avrupa şirketi bulunduğu; ülkeler bazında ABD'yi İngiltere 27, Fransa 24, Almanya 16 şirketle izliyor. Sıralamada hiçbir Türk şirketi yok. En eski iki markamız Ziraat Bankası ve Hacı Bekir Şekerleme olduğu halde bu iki Türk markası dünya markalarının ilk 500 ünde bile yer alamıyor.

Hangi iş kolunda olursak olalım "güç" olmak istiyorsak "marka" olmak zorundayız. Markasız sanayileşme ve gelişme olamaz. Ülkemizde marka değeri olmayan yerel üretici ve perakendecilerle, uluslar arası markaların ve perakendecilerin mücadelesinin sonucu da bizlerin lehine olmayacaktır. Kendi ülkelerinde yasaların koruması ve düzenlemesiyle bugünkü yerlerine gelmiş uluslararası markalarla, yasal altyapısı ve kuralları net olarak konmamış ülkemiz piyasasında vereceğimiz mücadele bu yenilgiyi tetikler. Yerel perakendeciler olarak bizler bu sonucu bu günden görüyor ve gerekli duyarlılığın gösterilmesi için mücadele veriyoruz.

Biliyoruz ki, bir ülkede markalaşma olmazsa üretim olmaz, üretimin olmadığı bir ekonomi gelişmez, dışa bağımlılık bitmez ve ülke bir değer olmaktan çıkar. Yerel markası, yerel üretimi olmayan bir ekonominin yerel veya ulusal düzeyde perakendesi olmaz, perakendecisi de kaybolur, yok olur.

Diğer bir çok ülkenin önce başka markalar için üretim yaparken, bir süre sonra kendi küresel markalarını yarattıklarını görüyoruz. Markalaşmak için üretim geleneği olması gerekmektedir. Üretim geleneğinin

Türkiye'de de olduğunu biliyor ve yakın zamanda Türkiye'den de küresel markalar çıkmasını bekliyoruz.

Düşük kalitede ucuz üretim yaparken, yüksek kaliteye çıkan ürünlerimiz, bölgesel markalarımız var. Bundan sonraki aşama küresel markalaşma olacaktır.

Biz yerli perakendecilere bu süreçte büyük görevler düşüyor. Önce kendi perakende markalarımızı oluşturmak

ve bölgesel ürünlerin önce yurt genelinde daha sonra uluslararası arenada tanınan markalar haline getirmek toplam kaliteyi yükseltecek, dünya piyasasında isim ve üretim hacmi olarak yer almayı sağlayacaktır.

Dünyanın büyük küresel markalarının toplam 2 trilyon doların

üzerinde değere sahip olduğunu gördüğümüzde, markanın değer olarak ne ifade ettiğini ve markalaşmanın önemini daha iyi anlayabiliriz.

Diğer Yazıları