Doların Seyrine İlişkin Beklentiler
İsmail MERCANKAYA
Nurol Menkul Değerler Uzman
Yurtiçinde TCMB’nin almış olduğu faiz kararları, artan turizm gelirleri; yurtdışında ise ABD ekonomisine ilşikin belirsizlikler nedeniyle kısa vadede FED’den herhangi bir faiz artışının beklenmemesi nedeniyle doların önümüzdeki 3-4 aylık sürede YTL karşısında daha çok yatay veya hafif aşağı yönlü bir seyir izlemesi beklenebilir
Doların yurt içindeki seyrine bakıldığında 2003 öncesi ve 2003 sonrası olmak üzere iki dönem karşımıza çıkar. 2003 öncesindeki ve sonrasındaki gelişmeler incelendiğinde doların gelecek dönemde nasıl bir seyir izleyeceğine ilişkin daha net bir sonuca varılabilir.
2003 öncesi;
Buna göre 2003 öncesinde hükümetler daha çok koalisyon partileri tarafından kurulur, siyasi istikrar tam olarak sağlanamazdı. Ayrıca bu dönemde hükümetler ekonomide daha çok popülist politikalar uygularlardı. Uygulanan popülist politikalar verimsiz kamu harcamalarını beraberinde getirir, bu dönemde büyük bütçe açıkları verilirdi. Kamunun yaptığı verimsiz harcamalar hem enflasyonu körükler hem de kamu harcamalarını finanse etmek amacıyla kamunun yüksek oranda borçlanması nedeniyle yurtiçinde faiz oranlarının yüksek seviyelerde seyretmesine neden olurdu.
Ağırlıklı olarak verimsiz kamu harcamaları nedeniyle oluşan ve Türkiye’de son 30 yılda yaşanan yüksek enflasyon Türk parasının değer kaybetmesine, Doların ise değer kazanmasına neden oldu. 2003 öncesinde Türk halkının varlıklarını daha çok dolarda tutmasının ve Lira’daki değer kaybı nedeniyle elinde fon bulunduran yatırımcıların da bu fonları fon ihtiyacı olanlara Dolar üzerinden vermesi Türk halkının bu paraya olan bağımlılığını artırdı. Ayrıca ekonomisinin gelişmekte olan ülke ekonomisi olması nedeniyle Türkiye, büyüme dönemlerinde her zaman cari işlemler açığı veren bir ülke oldu. Üretimini gerçekleştirdiği mamüllerin yurtdışındaki ürünlere olan bağımlılığı da cari işlemler açığını artırıcı etki yaptı. Bu arada, yurtiçindeki yüksek faiz oranları cari işlemler açığımızı finanse edebilmemizi sağlarken, zaman zaman yurtışında ortaya çıkan likidite sıkışıklıkları nedeniyle ülkemize daha az oranda yabancı sermaye girişi yaşanması ise yurtiçinde develüasyonları ve ekonomik krizleri beraberinde getirdi. 2001 yılında yaşadığımız ekonomik krizin başlıca nedenide buydu.
2003 Sonrası;
Yani özetle, siyasi istikrarın olmaması nedeniyle ortaya çıkan verimsiz kamu harcamaları ve cari açığımız Dolardaki yükselişi körükledi. Peki, 2003’te ne değişti de Dolar Türk Lirası karşısında zaman zaman yükselse bile, son 5 yılın genelinde değer kaybetti. 2003 yılında yapılan genel seçimler sonrasında göreve gelen tek parti iktidarı, siyasi istikrarın oluşmasına yardımcı olurken, Hükümet verimsiz kamu harcamalarını azaltarak, bütçe açığını Avrupa Birliği Mastricht kriteri olan GSYİH’in yüzde 3’üne düşürdü. Bunun yanında faiz dışı fazlanın hedefler dahilinde tutturulması bütçeye olan güveni sağlamlaştırdı. Ayrıca 2003 yılında yapılan genel seçimlerden uzun bir aradan sonra tek parti iktidarının çıkması ekonomide dengeleri yeniden kurdu. Bu dönem sonrasında ekonomi çevrelerinin öğrenmiş olduğu en önemli gelişme ise ekonomiye olan güvenin ülke içindeki yüksek faizler ile değil, makroekonomik göstergelere ilişkin öngörülen hedeflerin tutturulması için alınan önlemler ile sağlandığı oldu.
Özetle Dolardaki yükselişe destek olan verimsiz kamu harcamaları, yurtiçinde alınan önlemler sayesinde 2003 sonrasında sorun olmaktan çıktı. 2003 sonrasında önceki dönemlere benzer bir şekilde devam eden problem ise cari işlemler açığı oldu. Türkiye’nin sahip olduğu üretim yapısı nedeniyle Türkiye ekonomisi büyürken ve Türkiye’nin ihracatında artış yaşanırken yüksek cari işlemler açıkları verilmektedir. Cari işlemler açığı ancak uzun vadeli bir bakış açısı ile alınabilecek kararlar sayesinde azaltılabilir. Peki, dolardaki yükselişte önemli, bir diğer etken olan cari işlemlerdeki problem 2003 sonrasında da devam etmesine rağmen neden Dolarda bir yükseliş görmedik? Burada yurtiçindeki ve yurtdışındaki gelişmelerin etkili olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de başarılı bir şekilde gerçekleştirilen büyük özelleştirmeler ile düşen enflasyon rakamlarına rağmen, yurtiçinde faiz oranlarının yüksek seyretmesi nedeniyle ortaya çıkan yüksek reel faiz Türkiye’ye olan yabancı sermaye akımını hızlandırdı. Türkiye bu şekilde cari işlemler açığını rahat bir şekilde finanse edebildi. Bunun yanında, “TCMB 2007 Ödemeler Dengesi Raporunda” da belirtildiği gibi yurtiçine Türkiye’nin ihtiyaç duyduğundan daha fazla tutarda döviz girdi. Yurtdışında ise ABD ekonomisinde toparlanmanın sağlanması amacıyla FED’in görece gevşek para politikası uygulaması dünyada likiditeyi artırırken, Doların başta Euro olmak üzere dünyadaki para birimleri karşısında değer kaybetmesine neden oldu.
Sonuç olarak Dolardaki yükselişin nedeni olan siyasi istikrarsızlığın ortadan kalkması ile yüksek cari işlemler açığına rağmen bu açığın finanse edilmesi 2003 sonrasında Doların Lira karşısında değer kaybetmesini destekledi. Yani özetle 2003 öncesinde Doların paramız karşısında değer kazanmasını gerektiren ekonomik koşullar mevcutken 2003 sonrasında bu koşulların etkisi azaldı. Ancak bu değişimi yeterince algılamayan küçük yatırımcılar Doların yeniden yükseleceğini düşünerek yatırım yapmaya devam ettiler.
2008 farklı bir yıl mı?
Yukarıda detaylı bir şekilde anlatıldığı gibi Doların seyrinde 2003 yılındaki genel seçimler ve sonrasında ortaya çıkan tek parti iktidarı bir dönüm noktası olmuştu. 2008 yılı ise Türkiye için çok olumsuz başladı. Öncelikle artan gıda ve petrol fiyatları enflasyonu yükseltirken bu durum yurtiçinde bono faizlerinin ve Doların yükselmesine neden oldu. Ayrıca Mart ayında Ak Parti’ye açılan kapatma davası sonrasında artan siyasi belirsizlik de doların yükselişini destekler nitelikteydi. Bunun yanında yurtdışında bozulan ekonomik konjonktür Türkiye’nin cari işlemler açığını finanse edemeyebileceği beklentilerini gündeme getirmişti. Bu nedenle gerçekten 2008 yılı önceki yıllardan farklı bir yıl olabileceğinin sinyalini vermişti. Buna bağlı olarak da Dolar YTL karşısında yılın ilk aylarında 1.35 seviyesine kadar yükseldi. Ancak burada TCMB devreye girdi. 2.5 yıl aradan sonra Mayıs 2008’de kısa vadeli faiz oranlarında artırıma giden TCMB, bu artırım ile dolardaki yükselişi durdurdu. Çünkü TCMB bu faiz artışı ile hem enflasyondaki yükselişin önüne geçmek için gerekli tedbirleri alacağının sinyalini verdi hem de Türkiye’deki mevcut siyasi belirsizlikler göz önünde bulundurulduğunda yabancı yatırımcıları çekmek amacıyla daha iyi bir risk primi sunmuş oldu. Bu nedenle yılın ilk aylarında mevcut siyasi belirsizlikler ve enflasyondaki yükseliş doların yükseleceği beklentilerini gündeme getirse de TCMB’nin almış olduğu faiz artırım kararı ve gelecek dönemlerde bu faiz artışlarının devamının gelebileceği beklentileri 2008 yılında doların yükseleceği beklentilerinin rafa kalkmasına neden oldu.
Yurtiçinde TCMB’nin almış olduğu faiz kararları ve yaz aylarının yaklaşması ile artan turizm gelirleri, yurtdışında ise ABD ekonomisine ilşikin belirsizlikler nedeniyle kısa vadede FED’den herhangi bir faiz artışının beklenmemesi nedeniyle doların önümüzdeki 3-4 aylık sürede YTL karşısında daha çok yatay yada hafif aşağı yönlü bir seyir izlemesi beklenebilir. Ancak Ağustos ayı ile birlikte Ak Partiye açılan kapatma davasının sonucuna yaklaşılması ile artan siyasi belirsizlikler doların yeniden hareketlenmesini sağlayabilir.




















