Bankalara Polisiye Tedbirler ve Cruıckshank Raporu

Hasan EKEN
Hasan EKEN
Öğretim Üyesi / Kadir Has Üniversitesi

Bankaların aşırı kar ettikleri sadece Türkiye’de değil Dünya’nın değişik ülkelerinde de zaman zaman gündeme gelmektedir. Bu karın serbest piyasa koşulları altında elde edilmesi halinde, serbest ekonomilerde asla eleştiri konusu olamaz. Ancak, bilgi asimetrisi, haksız rekabet, tekel konumu vs. gibi durumlarda bu karlar elde ediliyorsa, bu durumda bankaların karlılıklarının eleştirilmesi doğal hale gelmektedir. Zaten serbest bir ekonomide de bu tip yollarla aşırı kar elde edilmesi düzenlemelerle engellenmektedir. Peki Türkiye’de bankaların karları aşırı yüksek mi? Bu soruya doyurucu bir cevap vermek zordur. Çünkü bu sorunun cevabını verebilmek için önce "normal karlılık" düzeyini tamamlamak lazım. Serbest bir ekonomide "normal karlılık" oranlarını belirleyerek, "bu oranın üzerinde kar edilemez" diye bir düzenleme yapmak zaten piyasa ekonomisinin ruhuna aykırı olacaktır. Öyleyse, bu durumda "aşırı karlılık" tabirini de kullanmak sadece anlamsız bir tabir haline gelecektir. Bilindiği gibi, eğer bir ekonomide bir sektörde karlılık oranları yüksek ise, o sektöre dönük yatırımlar hızlanmakta ve oluşan rekabet nedeniyle de o sektörde karlılık düzeyi düşecektir. Böylece aşırı karlılık durumu o sektörde sona erecektir. En azından serbest piyasa ekonomisi bunu gerektirir.

Peki serbest ekonomi politikalarının hakim olduğu Türkiye’de bankalar neden "aşırı karlı" oldukları için eleştiriliyorlar? Bunun sebebi açık: Bankaların karlılıkları diğer sektörlere göre yüksek. Neden yüksek sorusunun cevabını ise bence uygulanan ekonomi politikalarında ve bankacılık düzenlemelerinde aramak lazım. Bilindiği gibi, yaşanan 2000 ve

2001 krizi sonrası dönemin hükümeti ve düzenleme otoritesi yönetimi, Türk bankacılık sektöründe köklü reformlara giderek, Türk bankacılık sektörünün bugünkü sağlam yapısına kavuşmasını sağladılar. Bu reformlar kapsamında sektördeki banka sayısı azaltılarak, sektörün daha konsantre hale gelmesinin önü açılmış oldu. Öte yandan 2000 yılından bu yana yeni banka kurulmasına da izin verilmeyerek, olası bozulmaların önünün kesilmesine çalışılmıştır.

Bu gelişmeler sonucu oluşan yapı sektörde kalan bankaların karlılıklarını arttırmalarına olanak sağlayan birinci etken olmuştur.

Diğer etken ve belki de daha önemlisi ise Türkiye’de uygulanan ekonomi politikalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilindiği gibi 2000-2001 krizleri sonrasında oluşturulan Güçlü Ekonomiye Geçiş hedefi kapsamında Türkiye’de uygulamaya konulan "Yüksek Faiz Düşük Kur" politikası bankaların karlılıklarının hızla artmasına olanak sağlamış ve 2000-2008 döneminde bankaların piyasa değerleri neredeyse 10 katına kadar yükselmiştir.

Bu nedenle bankalar suçlanmalı mı? Asla. Bankalar mevcut parametrelerle oluşan denklemde kendilerini konumlandırmak durumundadırlar. Onların, önce ortaklarına ticari sorumlulukları ve sonra müşterilerine ve topluma karşı da etik sorumlulukları vardır. Ticari sorumluluk gereği bankalar karlılıklarını ve/veya piyasa değerlerini maksimize etmeye çalışırken, etik sorumlulukları gereği de müşterilerine ve topluma doğru, etiğe uygun ve şeffaf hizmet vermek durumundadırlar. Bankalar, bu sorumluluklarını yerine getirdikleri için değil getirmedikleri için suçlanmalıdırlar. İngiltere’de İşçi Partisi iktidarında Maliye Bakanlığı (sonra Başbakan) yapan Dr. James Gordon Brown 1998 yılında Sir Donald Gordon Cruickshank isimli bir devlet görevlisine İngiliz bankalarının haksız rekabet nedeniyle İngiltere’de haksız kazanç elde edip etmediklerini araştırmasını istedi. Muhasebeci, akademisyen ve iş adamı şapkaları taşıyan Sir Cruickshank 20 Mart 2000 tarihinde raporunu tamamlayarak Maliye Bakanı Dr. Brown’a sundu. Raporda esas olarak yer alan en çarpıcı bulgu İngiliz bankalarının İngiliz halkından (bireyler ve küçük esnaf) her sene haksız yere 3-5 Milyar Sterlin kazanç elde ettiği idi. Raporda, bunun ortalama hane halkı başına yıllık maliyetinin 40-400 Sterlin arasında değiştiği ve küçük esnaf için ise çok daha fazla olduğu vurgulanmıştır.

 

Sir Cruickshank raporunda dönemin İngiliz hükümetine bu sorunun çözümü için tavsiyelerde bulunmuştur. Bu tavsiyelerden bazıları aşağıda sıralanmıştır.

 

2-

Bankaların ödeme ve transfer sistemlerini lisanslayan yeni bir düzenleme çıkarılması.

3-

Küçük ve Orta Boy İşletmelere (KOBİ) ve bireylere sunulan hizmetlere ilişkin her türlü bilginin doğru bir şekilde onlarla paylaşılması.

4-

Özellikle düşük gelirli bireylerin bankacılık hizmetlerinden yararlanmaları için temel düzeyde banka hesaplarına en ucuz şekilde hatta ücretsiz olarak sahip olmalarını sağlamak.

5-

Özellikle finansal hizmetlerden yoksulluk nedeniyle dışlanmış olan kesimin bu hizmetlerden yararlanmalarını sağlamak.

6-

Bunları yaparken de aşırı düzenlemelerden sakınılmalı.

Yaklaşık 350 sayfadan oluşan raporu yukarıdaki bir paragrafa sıkıştırmakla beraber, raporun özünün rekabetin yeterli ölçüde ve özellikle tüketiciyi (birey ve KOBİ) koruması yönünde geliştirilmesi şeklinde olduğunun altını çizmekte yarar vardır. Önerilen tedbirler arasında ise polisiye tedbirler bulunmamaktadır. Bankaların karlılıkları bu boyutta eleştirilirken, acaba Türkiye’de buna benzer bir çalışma yapıldı mı? Bankalar Türk halkından haksız yere (bilgi asimetrisi, eksik rekabet veya monopolcü güçleri nedeniyle) kazanç elde ediyor mu? Eğer cevap evet ise o zaman gereken tedbirlerin alınması lazım.

 

Bu tedbirler şunlar olabilir;

 

1- Haksız kazanç elde edilmesine neden olan parametrelerin tesbit edilmesi ve ortadan kaldırılmasına yönelik düzenleme yapılması,
2- Sektörde aşırı kazanç (haksız kazanç değil) var ise buna ilişkin yeni yatırımcıların önünü açarak sektörde rekabetin sağlanması,
3- Ya da bu aşırı kazançlar uygulanan ekonomi politikaları sonucu ise, bu politikaların değiştirilmesi şeklinde olabilecektir.1- Hükümetin bankacılık sektörünün verdiği hizmetlere ilişkin yaklaşımının rekabeti özendirme, şeffaflığı arttırma, düzenleme çarpıklıklarının ortadan kaldırılması gibi etmenlerle daha güçlü bir çerçeveye oturtulması.