AÇIĞI KAPAMAK KOLAY MI ?

Hakan AKIN
Hakan AKIN
İZGÖRENAKIN Dış Ticaret Danışmanı

25 yıldır dış ticaretin içerisinde olan biri için belki de hakkında öncelikli olarak yazı yazabileceği en doğru konu – her ne kadar vatandaşı “şimdilik” direkt etkileyen bir konu olmadığı için beklenen etkisi henüz hissedilmemekte olsa da – elbette dış ticaret açığı olacaktır. Biliyorum yılbaşından beri birçok yerli ve yabancı ekonomist bu konuda verilere dayalı olarak çeşitli çıkarımlar ortaya koydular. Mevcut durumu detaylı bir şekilde nedenleri ile dile getirdiler. O bakımdan ben burada benzer bir yol takip etmektense, böyle bir durumda alınabilecek tedbirlerin neler olabileceği ve etkileri üzerine düşüncelerimi paylaşmak istiyorum sizlerle.

Yaklaşık iki yıldır seminerlerimde, eğitimlerimde ve yazılarımda bu konuya öncelikli olarak yer vermekteyim. Üzerinde önemle durduğum konu, 2010 yılı içerisinde 2012 yıl sonu için yaptığım “dış ticaret açığımız 2012 yılı sonunda yıllık ihracat rakamımızı geçecek” tahminimi ne yazık ki bu yıl ilk üç aylık veriler geldikten sonra “...2011 yılı sonunda geçecek” şeklinde  revize etmiş olmam. İşin ilginç yanı, sonuca etki edecek bir tedbirin de henüz alınmamış olmaması. Bakın dış ticaret açığımızın sebebi yüksek ithalat rakamı; neredeyse ihracatın iki katı. Türkiye İstatistik Kurumundan aldığım son verilere göre 12 aylık dönemde dış ticaret açığımız 92 milyar ABD Dolarını geçti ve artış devam edecek gibi.     

Geçen sene Mayıs ayında 9.8 milyar ABD Doları olan ihracatımız bu sene Mayıs ayında 10.9 milyar olarak gerçekleşti. Diğer taraftan ithalatımız 2010 Mayıs'ında 14.7 milyar ABD Doları iken bu sene Mayıs ayı ithalat rakamımız 21.0 milyar.

İhracatımız artıyor. Bu noktada bir sorun yok. Sorun ithalatın çok fazla artması ve artış ivmesinin gün geçtikçe yükselmesi. “Peki ne var bunda, ne gibi bir problem yaratacak bu açık ?” diye bir soru gelebilir aklınıza. Aslında birçok ekonomist ve az çok dış ticareti bildiğini söyleyen ben bu soruya tam bir cevap veremiyoruz. Çünkü hatırladığım kadarı ile tarihimizde ilk defa dış ticaret açığından bir problem olarak söz ediliyor. Bir kere dış ticaretin etki ettiği “cari denge” ile hükümetin dönemsel olarak açıkladığı “bütçe dengesi” birbirinden farklı. Cari denge dediğimiz ülke olarak cebimize giren ve çıkan paranın dengesi. Zaten detayına bakarsanız gelir kalemlerinde ihracat, turizm gibi ülkemizin bir şekilde yurtdışından elde ettiği kazançlar, gider kalemleri arasında ise ithalat gibi yurtdışına para çıkartmamız gereken kalemleri görürsünüz. Bütçe dediğimiz ise bu ülkeyi yöneten hükümetlerin yönetsel faaliyetleri gerçekleştirebilmek için sağladıkları fonlar ve faaliyet masraflarından oluşur. Aslında birbirinden tamamen farklı iki hesap cetveli. Ancak, çok ilginç bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum: Bütçenin en önemli gelir kalemini oluşturan verginin yüzde 30'u ithalattan alınan katma değer vergisinden oluşmakta. Yani eğer alınacak tedbirler bir şekilde ithalat rakamının aşağıya çekilmesini sağlarsa o noktada hükümetin bütçe gelir kalemlerinden en önemlisinde de gerileme yaşanacak. Zaten hükümeti tedbir almakta gecikmekle suçlayan kesimin gecikme nedeni olarak ileriye sürdüğü sav da bu. Bütçe açığı ülkeleri iflasa götürmez. Hükümet değişir, yeni hükümet gelir, bütçesini hazırlar ve yoluna devam eder. Ancak, dış ticaret açığının direkt olarak etkilediği cari açık kapatılamaz, onarılamaz noktalara geldiğinde ülkeleri iflasa götürür. Yunanistan bunun çok güzel bir örneğidir.

Peki alınabilecek, alınması gereken, alınan ne gibi önlemler var. Yazımın esas konusu bu.

Amaç dış ticaret açığının azaltılabilmesi. Bugün dünyadaki hemen hemen tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde de dış ticaret açığı var. Dış ticaret açığı olabilir. Bu açığı başka gelir kalemleri ile mesela turizm ile mesela hizmet ihracatı ile mesela yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinden gelecek fonlar ile finanse edebilirsiniz. Yani dış ticaret açığı kontrol edilebilir olduğu sürece bir problem oluşturmaz. Ancak ne zaman ki her türlü fonlamaya rağmen artmaya devam eder işte o zaman kontrol dışı kalmaya başlıyor demektir. Türkiye'nin şu anda içinde olduğu durum da bu.

İhracatın Arttırılması : Dış ticaret açığını azaltabilmenin elbette ilk yolu, karşı faaliyet olan ihracat gelirini arttırmaktır. Geliri arttırmanın iki yolu var: Ya malların fiyatını arttıracaksınız ya da sürümü arttıracaksınız. Tüm dünyanın içerisinde olduğu ekonomik zorlukların yarattığı rekabet ortamında fiyatları arttıramayacağımıza göre demek ki yapmamız gereken müşterilerimizin daha çok satın almasını sağlamak. Bunu sağlamanın da iki yolu var: Getirilecek yeni teşvik programları ile ihracatın cazibesini arttırmak ve daha fazla KOBİnin dış ticaret yapıyor hale getirilmesi, yani, pazarlama ve satış faaliyetlerini geliştirmek. Veya, mallarımızın yurtdışı satış fiyatlarını dolaylı yoldan (finansal yöntemleri kullanarak) düşürerek satışları arttırmak. İlk yol için konuşmak gerekirse Türkiye Gümrük Birliği'nin bir üyesi olarak birliğin dış ticaret mevzuatını uygulamakla yükümlü olduğu için bu mevzuat kapsamında özel teşvik programları uygulayamamakta. Ancak, dış ticaret mevzuatı dışında kalan diğer enstrumanlar vasıtasıyla (krediler, muafiyetler vb) ihracatçılara destek sağlanabilir. Bence bu noktada da Türkiye sınıra gelmiş durumda. Açıkçası ben geleneksek hale gelmiş dış ticaret desteklerinin rakamsal olarak bir parça daha genişletilmesi dışında bu alanda yeni bir gelişme beklemiyorum. Diğer yola gelince: Yani malların satış bedellerini dolaylı olarak düşürmek. Bunun en kolay yolu güçlü döviz, zayıf TL'dir. Bu yöntem otomatik olarak mallarımızın döviz karşılığı değerlerini düşürecektir. Hiç unutmayın ihracatçı yüksek dövizi sever. Avrupa'da yaşanan ekonomik problemler belki Euro'nun ülkemizde de yükselişine mani olmakta ancak USD'nin son dönemlerde dünyaya oranla ülkemizde daha fazla yükselmiş olmasının sebeplerinden biri bence bu politika olabilir. Tahminim önümüzdeki 6 aylık dönemde ülkemizde dövizin yükseleceği (yükseltileceği). Bu yöntem aynı zamanda ithalat ayağında da malların değerini yükselteceği için caydırıcı olacaktır. 

Katma Değer Vergisinin (KDV) Arttırılması : İthal edilen malın KDVsi gümrük işlemleri sırasında tahsil edilir. İthal edilen malın yurtiçi işlemlerde KDV oranı ne ise ithalatçılar aynı oranda KDVyi tüm gümrük masrafları da KDV matrahına dahil edildikten sonra öderler. Bir malın gümrüklerde çıkan masrafı ne kadar yüksek ise doğal olarak o malı ithal etmek isteyen firmalar nezdinde cazibesi o kadar az olacaktır (elbette iç piyasadaki satış fiyatlarını göz önüne alarak). İthalatta yekun tutan kalemlerde KDVnin arttırılması bu noktada bir çözüm gibi görünse de arttırılan KDVnin iç piyasada da geçerli olduğunu hatırlayarak o mallarda yerli üretimin de etkileneceği açıktır. Bununla beraber, eğer sistem doğru çalıştırılabilirse ithalatta caydırıcı olmasının yanı sıra hükümetin de bütçe gelirlerinde bir düşüş yaşanmayacak hatta artış bile sağlanabilecektir. Tek dikkat edilmesi gereken husus yerli üreticilerin artan KDV oranlarından olumsuz etkilenmesine mani olmak olacaktır. 

Gümrük Vergisinin (GV) Arttırılması : Türkiye bir Gümrük Birliği (GB) ülkesi ve Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) sistemine dahil. Yani üçüncü ülkelere karşı diğer GB ülkeleri ile aynı GV uygulamak zorunda. GV'nin direkt amacı iç üretimi korumaktır. Eğer ithal edilecek ürün genel anlamda çok ucuza mal oluyorsa ülkeler kendi iç üreticilerini korumak ve kollamak amacıyla ithal ürünün bedelini yükseltici önlemler alabilir. GV de bu önlemlerden biri ve en önemlisidir. GB üyesi olduğumuz için GV oranlarında istediğimiz gibi kalıcı değişiklikler yapma imkanımız yok. O nedenle, bu yöntem teknik olarak uzun dönemli hedefler göz önüne alınarak uygulanamaz. Ancak gecici bir süre, o da tamamen GB'nin ilgili mevzuatları izin verdiği oranda uygulanabilecektir.

İthal İkamesi : Son zamanlarda üzerinde en çok durulan önlem bu. Örnek olarak da dünyanın en gelişmiş teknoloji devi ülkeleri arasından sıyrılıp çok başarılı markalar yaratmış olan Güney Kore verilmekte. Apple ürünlerine 8 ay süre ile ithalat yasağı, kullanımına da para cezası getirerek, o dönemlerde Apple'dan bağımsız aynı teknoloji üzerinde çalışan Samsung'un piyasaya öncelikle çıkmasını sağlayarak ülkede Samsung'un Apple'dan daha fazla satılmasını sağladılar. Yani bu uygulamada amaç, bazı sektörlere ait yabancı malların ithalini belli bir süre engelleyerek iç piyasada sektörün oluşmasını ve satışlarını belli bir düzeye ulaşmasını sağlamak. Ekonomistler çok ciddi olarak, Türkiye'nin cumhuriyet sonrası sanayide yaptığı atağı o dönem uygulanan ithal ikameci politikalara bağlamakta ve bugün içerisinde olduğumuz durumun da ancak bu tür bir uygulama ile radikal olarak aşılabileceğini belirtmekteler. Yukarıda 3. madde kapsamında değindiğim GB mevzuatları çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir konu bu.

Gözetim Uygulamasının Genişletilmesi : Gözetim uygulaması GVsinin yeterli olamayacağının ön görüldüğü durumlarda baş vurulan bir ek mevzuattır. Mesela Çin'den ithal edilen bir tekstil ürününde OGT'te belirlenmiş olan yüzde 5'lik GV Türkiye için yeterli olmayabilir. Bu durumda GB'nin bilgisi dahilinde bu üründe gözetim uygulayabilir. Bunun anlamı: o tekstil ürününün satış fiyatı ne olursa olsun ithalat işlemlerinin gümrük mevzuatımızda belirlenen yükseltilmiş değerden yapılacağıdır. Yani Çinli satıcı ürünü 2 USD bedelle satıyor olabilir, ancak o malın ithalat işlemleri yapılırken ürün bedeli gözetim kapsamında belirlenmiş olan 4 USD üzerinden yapılacaktır. Dolayısıyla, o malın girişinde GV yanı sıra ek bir duvar oluşturulmuş olacaktır. İşte bu uygulamanın kapsamı yaygınlaştırılabilir. Teknik olarak bu uygulamanın kapsamının genişletilmesi KDV ve GVnin arttırılmasından uygulama anlamında daha kolay ve sonuç anlamında etkin olabilir.

Netice olarak, şahsi düşüncem, yukarıda sıralamaya çalıştığım önlemler içerisinde hiçbirinin tek başına kısa sürede, ki bu kısa süre bence 1 yıl, ithalatın yavaşlatılması konusunda etkin olamayacağı. Birkaç tedbiri eş zamanlı olarak uygulamaya almak en etkin yöntem olacaktır. Bu yöntemler; döviz kurunun yükseltilmesi (finans sektörünü etkileyecek dezavantajları da göz önünde bulundurmak gerekir), kontrollü olarak bazı mallarda KDV oranının yükseltilmesi ve gözetim uygulamasının alanının genişletilmesi olmalıdır. İthal ikamesi uygulaması ise tamamen bir ülke politikasıdır. En radikal uygulama olmakla beraber eğer uygulamaya alınacaksa sonuçlarının 5 yıldan önce görülmesi zordur. Öyle ya da böyle amaç ithalatın azaltılması olduğu için belki fert olarak bizlerin de yapması gereken; ithal mallardan ziyade eğer yerlisi varsa (elbette fiyat avantajını göz ardı edemeyiz) yerli ürünü kullanmak olacaktır. Ne kadar bir kamuoyu yaratır bilemiyorum ancak belki hükümetin bu alanda kampanyalar düzenleyerek halkta yerli malların kullanılması ve bu hususun ne kadar önemi olduğu konusunda genel bir farkındalık ve bilinç yaratmasında fayda olabilir düşüncesindeyim. 

 

Diğer Yazıları