ISO En Büyük 500 Sanayi Kuruluşunu Açıkladı!
Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması sonuçları, İSO'da düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. Üretimden satışlara göre, 20 milyar 819 milyon 67 bin 10 lira ile Türkiye'nin en büyük sanayi kuruluşu olan TÜPRAŞ'ı 9 milyar 740 milyon 496 bin 745 lira ile Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ), 6 milyar 4 milyon 819 bin 331 lira ile de Ford Otomotiv izledi. İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) gerçekleştirdiği ''Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması''na göre 2010 yılında en fazla kar eden sanayi kuruluşu 4 milyar 850 milyon 920 bin 203 lira ile Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ) oldu. İSO'nun 43 yıldır aralıksız olarak hazırladığı ve İSO Yönetim Kurulu Başkanı Tanıl Küçük tarafından açıklanan ''Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu'' araştırmasının 2010 yılı sonuçlarına göre, satış vergileri hariç net üretimden satışlar alanında 20 milyar 819 milyon 67 bin 10 lira ile TÜPRAŞ birinci sırayı alırken, bunu 9 milyar 740 milyon 496 bin 745 ile EÜAŞ, 6 milyar 4 milyon 819 bin 331 lira ile Ford Otomotiv izledi.
TÜPRAŞ, sıralamada 2010 yılında ilk sırada yer alırken, toplam üretimden satışlar içerisindeki payı yüzde 7,4'ten yüzde 8,2'ye yükseldi. İSO 500 içerisinde ilk 10 kuruluş arasında tek kamu kuruluşu EÜAŞ oldu. EÜAŞ 2009 yılındaki yerini geçen yıl da korudu. 2009 yılında altıncı sırada bulunan Ford Otomotiv 2010 yılında üçüncü sıraya yükseldi.
Dördüncü sıradaki kuruluş bir önceki yıl üçüncü olan OYAK Renault olurken, bu şirketi TOFAŞ takip etti. 2010 yılında önceki yıla göre bir sıra gerileyen Arçelik altıncı sırada bulunurken, yedinci sırada Aygaz, sekizinci sırada ERDEMİR, dokuzuncu sırada İÇDAŞ Çelik, onuncu sırada ise İSDEMİR yer aldı. Sonuçlara göre, 2010 yılında ilk 15 sanayi kuruluşu içinde bir kamu, 14 özel kuruluş yer aldı.
EN FAZLA KAR EDEN KURULUŞLAR
Araştırmaya göre, 2010 yılında 2009'da olduğu gibi en fazla kar eden kuruluş 4 milyar 850 milyon 920 bin 203 lira ile EÜAŞ oldu. En fazla kar eden kuruluşlar arasında Türkiye Petrolleri A.O. 1 milyar 297 milyon 369 bin 534 lira ile ikinci sırada yer alırken, vergi öncesi dönem karında açık ara ile ilk iki sırayı kamu kuruluşları aldı. Üçüncü sırada 929 milyon 422 bin 37 lira ile TÜPRAŞ bulunurken, dördüncü sırada Ford Otomotiv, beşinci sırada Philsa Philip Morris Sabancı, altıncı sırada Eti Maden İşletmeleri yer aldı. Listenin yedinci sırasında Anadolu Efes Biracılık, sekizinci sırasında Arçelik, dokuzuncu sırasında OYAK Renault, onuncu sırasında ise Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu yer aldı.
En fazla kar eden ilk 10 kuruluş arasında 4 kamu kuruluşu bulunurken bu sayı 2009'a göre bir adet arttı.
İHRACATIN ŞAMPİYONU OYAK RENAULT
Son yıllarda olduğu gibi 2010 yılında da İSO 500 kapsamında en fazla ihracat yapan ilk on kuruluşun tümü özel sektör kuruluşları oldu. 2010 yılında 2009 yılında olduğu gibi en fazla ihracat yapan kuruluş 3 milyar 236 milyon 949 bin dolar ile OYAK Renault olurken, ikinci sırada 2 milyar 849 milyon 93 bin dolar ile TÜPRAŞ, üçüncü sırada ise 2 milyar 643 milyon 720 bin dolar ile Ford Otomotiv yer aldı. Listenin dördüncü sırasında TOFAŞ, beşinci sırasında ise Arçelik bulunuyor. Altıncı sırada isminin açıklanmasını istemeyen bir kuruluş yer alırken, yedinci sırada Vestel, sekizinci sırada İÇDAŞ, dokuzuncu sırada Petrol Ofisi, onuncu sırada da Habaş yer aldı. En fazla ihracat yapan 10 kuruluşun Türkiye ihracatı içindeki payı 2009 yılında yüzde 13,3 iken 2010 yılında bu oran yüzde 16,6'ya yükseldi. 2010 yılında Türkiye ihracatında dolar olarak yüzde 11,5'lik artış yaşanmasına karşılık İSO 500 ihracatındaki artış yüzde 16,3 oldu. 2010 yılında İSO 500 ihracatı içinde en büyük paya sahip olan sektör yüzde 26 ile Taşıt Araçları Sanayi oldu.
İLK 50 KURULUŞUN PAYLARI
İlk 500'de ilk 50 sanayi kuruluşunun üretimden satışlar içerisindeki payı 2009'da yüzde 48,5 iken 2010 yılında yüzde 49,8'e yükseldi. Üretici fiyatlarıyla brüt katma değerde ilk 50 kuruluşun 2010'daki payı yüzde 53,8 oldu. 2010 yılında ilk 50 kuruluşun dönem kar ve zarar toplamı içindeki payı yüzde 55,3 olarak gerçekleşirken dönem kar ve zarar toplamı 2009 yılına göre 14,2 puan artış gösterdi. Geçen yıl ilk 50 kuruluşun ihracat içindeki payı bir önceki yıla göre artarak yüzde 50,1'den yüzde 51,4'e yükseldi. Çalışanlar sayısı açısından ise ilk 50 kuruluşun payı 2010 yılında yüzde 30,7 oldu. İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Tanıl Küçük, ''Kısa vadede bir kriz beklentisi içinde olmamak lazım. Ancak yüksek cari açık oranımızı göz önüne aldığımızda tedbirli olmakta elbette fayda var'' dedi.
İSO'nun hazırladığı ''Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması''nı açıklayan Küçük, İSO 500 ile ABD Fortune 500 sıralaması karşılaştırıldığında 2010 yılında 5 kuruluşun ABD Fortune 500 sıralamasına girebileceklerinin görüldüğünü söyledi. İSO 500'ün sıralama kriterinin üretimden satışlar olduğunu anımsatan Küçük, ABD Fortune'daki sıralamanın ise toplam satışlar üzerinden yapıldığını kaydetti. Türk firmalarının Fortune 500'deki yerlerini tespit ederken, aynı kriterden hareketle toplam satışları dikkate aldıklarını belirten Küçük, 2010 yılında İSO 500'de toplam satışlarda ilk sıradaki TÜPRAŞ'ın ABD Fortune 500'de 163., ikinci sıradaki Petrol Ofisi'nin 235., üçüncü sıradaki EÜAŞ'ın 350., ve beşinci sıradaki Ford Otomotiv'in de 440. sıraya girebildiğini bildirdi.
Tanıl Küçük, 2008 sonrasında faiz oranlarında istikrarlı bir düşüşün gerçekleştiğini, bu çerçevede İSO 500 özeller kuruluşlarda ödenen faizlerin de 2009 yılında yüzde 25,3 azaldığını dile getirerek, azalışın 2010'da da yüzde 10,9 ile devam ettiğini vurguladı.
Ödenen faizlerin, finansal giderlerin sadece bir bölümünü oluşturduğuna işaret eden Küçük, komisyonlar, vade farkları, dosya masrafı gibi giderleri de kapsayan toplam finansman giderlerindeki azalışın boyutunun 2009 yılında yüzde 48'leri bulduğunu ve bu kalemde 2010'daki düşüşün yüzde 3,1 ile devam ettiğini kaydetti. Küçük, 2008 yılında yüzde 5,8 olan finansman giderleri/satışlar oranının ise 2009'da yüzde 3,1'e 2010'da yüzde 2,5'e gerilediğini, bu gerilemede faiz oranlarındaki düşüşün etkili olduğunu anlattı.
''Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması 2010'' sonuçlarına göre, 2010 yılında ekonomideki toparlanma paralelinde İSO 500 kapsamındaki özel kuruluşlarda üretimden satışlar ve brüt katma değerin bir önceki yıla göre sabit fiyatlarla yüzde 13-14'ler civarında arttığına dikkati çeken Küçük, ''2010'un önemli bir özelliği de ödenen faizlerdeki ve finansman giderlerinde 2009'da başlayan düşüşün devam etmiş olmasıdır. Bu durum 2009'da olduğu gibi 2010'da da karlılığı olumlu etkilemiş ve İSO 500'de vergi öncesi dönem kar ve zarar toplamı ve satış karlılığı bir önceki yıla göre yükselmiştir'' şeklinde konuştu.
''2010, İSO 500'DEKİ SANAYİ KURULUŞLARINDA MALİ YAPININ BOZULDUĞU BİR YIL''
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Küçük, bu yükselişe rağmen satış karlılığı, ekonomik karlılık ve varlık devir hızının halen kriz öncesinin epeyce gerisinde olduğuna işaret ederek, ''Nispeten olumlu bu gelişmelerin yanında 2010, İSO 500'deki sanayi kuruluşlarında mali yapının bozulduğu bir yıl olarak karşımıza çıkmıştır'' dedi. İSO 500 kapsamındaki özel kuruluşlarda toplam borç oranı artarken özkaynak payının gerilediğini, 2009'da kaynak yapısında yüzde 50,9 olan toplam borç oranının 2010'da yüzde 54,4'e yükseldiğini ifade eden Küçük, öte yandan ABD'de toplam borç/özkaynak oranı yüzde 50'ler, Avrupa Birliğinde yüzde 70-80'ler civarında iken 2010'da İSO 500 özellerde yaklaşık yüzde 120 olduğunu belirtti.
Küçük, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Bu oranlar dünya ile kıyaslanınca sanayi kuruluşlarımızın borçlanmaya ne kadar bağımlı bir yapı sergilediğini açıkça göstermektedir. Bu da hem sanayimiz hem de ekonomimiz için temel bir kırılganlık unsurudur. Kuruluşlarımızın bu kadar çok borçlanma gereği duymasının ana nedeni, kaynak yaratmakta yaşanılan sıkıntıdır. Sanayi kuruluşları ve şirketlerimiz, kaynak yaratmakta sıkıntı çekince, ülkemizin tasarrufları düşük olmakta ve Türkiye büyümek için tasarruf ithal etmek, dış kaynağa başvurmak zorunda kalmaktadır. Bu da cari açığı ekonomimiz için daimi bir kırılganlık unsuru haline getirmektedir. Şimdilerde Avrupa zor günler yaşıyor. Yanı başımızda en büyük ticari ortağımızda yaşanan yangın, bizde de tedirginliğe yol açtı, kurlar yükseldi. Şunu ifade etmeliyiz ki, dalgalı kur rejimindeyiz ve hatırlayacak olursak yakın dönemde, 2006 ve 2008'de kurda benzer dalgalanmalar yaşadık. Kısa vadede bir kriz beklentisi içinde olmamak lazım. Ancak yüksek cari açık oranımızı göz önüne aldığımızda tedbirli olmakta elbette fayda var. Evet makroekonomik istikrar anlamında önemli kazanımlar sağlanmıştır. Ancak artık bu kazanımları kalıcı hale getirecek ve taçlandıracak adımları atmak gerekmektedir. Son dönemdeki tedirginliğin bu adımları daha hızlı atmamız için bir vesile, bir itici güç olabileceğini ümit ediyoruz.''
Mevcut durumda ekonomideki en büyük kırılganlığın yüksek dış ticaret açığı ve cari işlemler açığı olduğunu vurgulayan Küçük, aslında bu iki sorunun Türkiye'nin yakın geçmiş boyunca devam eden yapısal sorunlar olduğunu aktardı. Tanıl Küçük, geride bırakılan yıllarda cari açığa karşı önlem almak konusunda yeterince hızlı ve duyarlı davranılmadığını dile getirerek, ''Daha önceden tedbir almayı başarsaydık, bugün Avrupa'daki olumsuzluklar karşısında daha az tedirgin olacaktık. Fakat zararın neresinden dönülürse kardır'' şeklinde konuştu. Son dönemde cari açığa karşı yaklaşımın değiştiğini, hükümet programında konunu önemle ele alındığını anlatan Küçük, bunların ümit verici gelişmeler olduğunu kaydetti.
''KAPSAMLI BİR VERGİ REFORMU ARTIK HAYATA GEÇEBİLMELİ''
Tanıl Küçük, yüksek dış ticaret açığı ve cari açığı taşınabilir düzeylere çekmenin, bu sorunu kalıcı şekilde aşmanın yapısal değişimi gerektirdiğini vurguladı. Bunun için hükümet programında da belirtildiği üzere üretim ve ihracatın, bilgi ve teknoloji içeriği daha yoğun, katma değeri daha yüksek bir yapıya taşınmasının zorunlu olduğunu dile getirdi. Küçük, ayrıca sanayi kuruluşlarının kaynak yaratma kapasitesini, yatırım, üretim, ihracat ve istihdam kapasitesinin artırılması, kısaca sanayinin önünü açılması gerektiğini bildirdi. İSO Başkanı Küçük, ''Bunlar için yıllardır dile getirdiğimiz üzere, bizim önerimiz, rekabet gücünü geliştirecek, kamu kaynaklı girdi maliyetlerini aşağı çekecek reformların süratle hayata geçirilmesidir. Örneğin vergi sistemimizi daha sağlıklı bir yapıya taşıyacak, dolaylı vergilerin payını azaltacak kapsamlı bir vergi reformu artık hayata geçebilmelidir'' diye konuştu. İSO'nun araştırmalarının, 2009 ve 2010'da faiz oranlarındaki düşüşün, karlılığı ve kaynak yaratma kapasitesini olumlu etkilediğini ortaya koyduğunu dile getiren Küçük, faiz oranları ve finansman giderlerindeki düşüşün kalıcı olması ve devam edebilmesi gerektiğini belirtti.
Tanıl Küçük, öte yandan Türkiye'nin üretim ve ihracatında hedeflenen yapısal değişim ve dönüşümü destekleyecek uygulamaların, sanayi kuruluşlarının küresel rekabetin gerektirdiği şekilde yapılanmasına imkan tanıyacak desteklerin süratle devreye girebilmesinin zorunlu olduğunu kaydetti. Bu süreçte, özel sektörün de mutlaka kendi içinde katma değeri artırmaya yönelik ilave adımları atmanın arayışı içinde olması gerektiğine de işaret eden Küçük, şu görüşlerini aktardı: ''2001 sonrası dönemde, Türkiye ekonomisinde önemli başarılar sağlandığı tartışmasızdır. Ancak önümüzdeki tablo, mevcut dinamiklerle yapabileceklerimizin sonuna gelindiğine işaret etmektedir. Türkiye için bundan sonraki aşama, halihazırda elde edilen kazanımları ve olumlu zemini iyi değerlendirerek, ekonomide niteliksel bir sıçramayı sağlayabilmek, yapısal dönüşümü gerçekleştirmek olmalıdır. Hükümet programı bu yöndeki ümitlerimizi güçlendirmiştir. Beklentimiz, programın başarıyla hayata geçirilebilmesidir.''
''ÖNCELİKLE İŞÇİ HAKLARININ GÜVENCE ALTINA ALINMASI GEREKİR''
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Küçük, kıdem tazminatı ile ilgili tartışmaların hatırlatılması üzerine, konunun hükümet programında ele alınmasını çok önemli bulduklarını ve desteklerinin devam ettiğini söyledi. Konunun çok boyutlu bir sorun olduğuna işaret eden Küçük, öncelikle işçi haklarının güvence altına alınması gerektiğinin altını çizdi. Türk sanayisinin geleceği açısından da konunun önemli olduğunu vurgulayan Küçük, ''Hükümetin yalnız bırakılmaması gereken bir konu. Bizlerin bunu anlatabilmesi lazım. Tartışarak en makul seviyeye getirileceğini düşünüyoruz'' dedi.
Tanıl Küçük, İSO'nun geçmişte ifadeleriyle karamsar olmakla itham edildiğini hatırlatarak, ''Biz 'olaylara pembe gözlükle bakmıyoruz' dedik. Bugün de kara gözlükle bakmamamız gerekiyor. Bu ortamda da biz kara gözlükle bakmıyoruz. 'Kriz beklentisi içinde olmamak gerekir' diyoruz. Esas olan yapmamız gerekenleri hatırlamaktır. Şu açıdan da memnunuz, bizce ekonomi yönetimdeki farkındalık fazlasıyla var. Bunun kararlılığa dönüşmesi, hayata geçmesi lazım. Bizim beklentimiz bu yönde'' diye konuştu.
Küçük, kurdaki yükselişe ilişkin olarak ise kurun yükselmesinin kısa vadede avantajlarının olabileceğini ancak bunun çok kısa sürede dezavantaja dönüşebileceğine dikkati çekerek, bütün bunlara dikkat etmek gerektiğini belirtti. Tanıl Küçük, üretimin ve ihracatın yapısının değiştirilmesi gerektiğini ifade ederek, ekonomi yönetimi ile ortak hareket etmenin önemine vurgu yaptı.



















